DENEMELER


Trajedi    Mezar Taşlarının Bilgeliği


Türkçesi: Berna Biçen   

Mezar Taşlarının Bilgeliği

Mezarlar en büyük öğretmenlerimizdendir çünkü onlar, bize emin olabileceğimiz tek bir şeyi öğretirler. Mezarları, mezarlıkta bir yukarı bir aşağı dolaşmayı ve o kavranamayanı, ölülerden geriye kalanları ve bir gün benim de onlar gibi bir sona sahip olacağımı düşünmeyi seviyorum.  Bazı zamanlar, ‘çok az’ olan duygusal hayatımın sınırlarının ötesine geçip düşünüyorum ve bazı şeyler hissediyorum; bir varlık olarak dünyaya gelmek ve ölmek bu dünyayı bir arada ‘tutan’ şey.  Bu gerçekten daha evrensel olamayız – bizler, sizler, ben, çimenler, güzel çiçekler, tuğlalar, taşlar, kayalar, dağlar, ay ve hatta – bilim adamlarının söylediğine göre– güneş.

Bazen, bu yüzden, benim de bir gün, çok ender şeyin hayatta kaldığı ve birçok şeyin dahil olduğu bu gruba katılacak olmamdan dolayı kendimi yük altında hissediyorum, hüzünleniyorum ve hatta bir şekilde depresif oluyorum. Bazen boşu boşuna oluştan ve anlamsızlıktan korkuyorum: dünyaya geldim, yaşadım ve öldüm. Ve sonra yaşamanın, sorunlarımın ve acı çekme korkumun gerçekliği bilincime işliyor ve bu beni kendime getiriyor! İntihar etmek gibi planlarım yok, ölmek için hiçbir istek duymuyorum, en azından zamanım dolmadan. Sonra bazen, mezarlıkların arasında, hayali bir yabancıyla sona yaklaştığımızın farkındalığıyla kalbimi, en derin düşüncelerimi, samimiyetle açarak paylaştığımı hayal ediyorum. Birlikte bu geçen hayata bakıyoruz – hayatımıza güzel kokular getiren şeyler nelerdi? Neler hayatımıza küçük tatlar ekledi? Yunus Emre’nin muhteşem dizeleri (d. 1320) akla geliyor:

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım.
Sevelim, sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz.

Değerlerin en önemlisi olan insaniyet hayatın en nihai noktasıdır. Gerçekten dokunulduğumuzda, bir insan tarafından gerçekten etkilendiğimizde? Muhtemelen, bu bile çok dar oldu; çünkü örnek olarak kedilerin oyun oynamasını izlemek bile birçok insanın kalbini yumuşatıp neşelendirir. Egomuzun ahmaklığından çıkabildiğimizde ve dünyanın ‘içine dalmanın’, birbirine bağlantısının gerçekliğine izin verdiğimizde ve onu anladığı tek dilde, o en büyük birleştirici olan, aklın yarattığı engelleri geçen sevgi ile ifade ettiğimizde buna vakıf oluruz.

Bazen geleneklerin, göreneklerin, kültürün ve korkunun prangaları asıl doğamızı bastırır. Diğer insanlarla sahip olduğumuz ortak şeyler bizi birbirimizden ayıranlardan daha fazladır. Ne de olsa, hepimiz yemek yiyoruz, susuyoruz, hepimiz nefes alıyoruz ve hepimiz takdir ve sevgi dolu bir ortamda daha iyi yetişiyoruz. İnanıyorum ki hayattaki en önemli amacımız merhametin önünden çekilmek ve akmasına izin vermektir. Sangharakshita’nın (1925 -  ) bir şiirinde söylediği gibi:

Merhamet bir duygudan çok daha ötedir.
O, siz orda olmadığınız anda
içinizdeki boşlukta yükselen
Ve dolayısıyla hakkında hiçbir şey bilmediğinizdir.
Aslında hiç kimse onunla ilgili bir şey bilmez
(Eğer bilselerdi, bu Merhamet olmazdı);
Ama sadece o görünmeyen çiçeğin kokusunu duyabilirler.

Tabii ki genelleştirilmiş sevgi, “Herkesi seviyorum” veya “Herkese saygı duyuyorum” diyen sevgi, bir hilekarın sığınağı olabilir. Kaç kişi ‘herkesi’ sevmekle ilgileniyor ve yine de yapamıyor veya yapmıyor, en yakınlarına ve en sevdiklerine azıcık da olsa iyilik gösteremiyor? İngiliz şairin söylediği gibi: 

“Kim birisine bir iyilik yapacaksa bunu çok sessizce yapmalı: genel iyilik hilekarın, ikiyüzlünün ve dalkavuğun bahanesidir…”

William Blake (1757-1827)

Denildiği gibi hayırseverlik evde başlar... ama orada bitmez.