DENEMELER


Trajedi    Mezar Taşlarının Bilgeliği


Türkçesi: Berna Biçen   

Trajedi

Hastanede, yatağın kenarında oturan, yetmişlerinde yaşlı bir adam –hayatının sonuna gelmiş– garip bir şekilde güzel gözükmektedir. Ciddi kalp sorunlarından ve geçirdiği felçten dolayı tahrip olmuş bu yaşlı adam, yalanlardan dolanlardan arınmış ve oldukça çıplak, alçakgönüllü, açık ve hassas görünüyordu. Bir açıdan tıpkı bir çocuk gibiydi. ‘Zayıflığı’ onu bir şekilde huzurlu ve minnettar gösteriyordu. Yaşlı adama gösterilen bir iyilik onu yıllar öncesine götürüyordu. 12 veya 13 yaşında, oldukça fakir çocuk olarak, bir köyden diğer bir köye kadar, ayakkabı tamircisinde bir çırak olarak işe başlamak için, birkaç kilometreyi çıplak ayak yürümüştü. Kıbrıslı-Rum patronunun yaptığı ilk iş, onun ayaklarını ölçüp ona bir çift ayakkabı yapmaktı! Ah, bu hikayeyi kaç kere anımsamıştı!

Çoğu zaman sorunun yoksulluk olduğunu düşünüyoruz. Sorun yoksulluk değil! Biliyorum ki genellikle hareketlerin kelimelerden daha fazla anlamlı olduğu söylenir, en azından İngilizcede. Elbette ki hareketlerimiz, davranışlarımız şüphesiz çok önemlidir. Eminim ki hepimiz insanların sözlerinin gerçekte hareketleriyle uyum sağlamadığını yaşayıp görmüşüzdür. Mesela, dürüstlükten bahseden insanlar veya nezaketten bahsedenler ama kendi ilişkilerinde diğerlerine karşı dürüst veya nazik olmayanlar. Eminim ki, Türkçedeki şu atasözünü duymuşsunuzdur: “İmamın yaptığını değil, söylediğini yap!”

Aslında şu an lafı dolandırıyorum, esas hakkında konuşmak istediğim şey sevgi. Romantik veya seksüel sevgiyi konuya dahil etsem de esas olarak onları kastetmiyorum. Belki de hala yeterince açık konuşmuyorum, aslında gerçekten bahsetmek istediğim şey sevginin ifadesi.  Önemsediğiniz insanlara sevginizi dile getiriyor musunuz? Sık sık mı? Bazen mi? Çok az mı? Sevginizi nasıl gösteriyorsunuz? Sevginizi dürüstçe ve açık şekilde mi ifade ediyorsunuz? Sevginizin gücünü yaptığınız yemeklere mi yöneltiyorsunuz? Veya insanların sizin onları sevdiğinizi ümit etmelerine ve tahmin etmelerine mi yol açıyorsunuz? Demek istiyorum ki; sevdiklerinize sevginizi kalbinizde gerçekten o sevgiyi hissedecek noktaya kadar gösteriyor musunuz? Yoksa sevginizi sessiz, yarım yamalak bir şekilde mi gösteriyorsunuz?

Doğru; eğer kalplerimiz daha fazla iyilik ve sevgi ile dolu olsaydı muhteşem olurdu. Kim daha yumuşaklık, daha şefkat ve daha fazla sevgi ile zenginleşmiş bir kalpten fayda sağlamazdı bilmiyorum. Ama bana göre trajedi, kalplerimizin bu konuda fakir olması veya kalplerimizde sevginin az olması değil, daha çok gerçek trajedi, hissettiğimiz sevgiyi açıkça ifade edemememizdir. İfade edilmemiş sevgi kendi başına bir harekettir ve hem hareketlerin hem de hareketsizliklerin dünyamızda ve bizim üzerimizde etkileri vardır.

Aramızda kim onaylayan kelimeleri duymayı sevmez ki? Ya da övgü sözcükleri? Cesaretlendirme sözcükleri? Seni önemsiyorum, seni seviyorum diyen kelimeleri? Özellikle de bu kelimeler kalpten geliyorsa. Bu konu ile ilgili olarak İngiliz yazar Samuel T. Coleridge’in (1772-1834) bir sözünü çok severim: “Kalpten gelen kalbe gider.” 

Sevginin sevgi doğuran bir güç olduğu söylenir ve aslında bu benim tecrübe ettiğim bir şey. Biraz garip ama bir çoğumuz için –ve burada kendimi de ekliyorum– ince hislerimizi ve ilgimizi göstermek ve dile getirmek korkutucudur, ve bir şekilde egomuza karşı bir tehdittir. Ama çoğu zaman bilinmeyene doğru bu korkutucu adımı atıp iyi niyetle ve sevgi dolu bir şekilde biriyle bağlantı kurmaya ihtiyaç duyarız. Bir başka deyişle, utansak veya incinsek bile cesaretli olmaya ve kendimizi aşmaya, diğer bir kişinin varlığını onaylamak için daha büyük olmaya ihtiyacımız var. Sonuçta bu, hassasiyetimizi gösterebilmek duygusal bir olgunluğun işaretidir.

(Elbette, sevgiyi dile getirmek denklemin sadece bir tarafıdır. Peki ya sevgi ve ilgi almak? Biri bize sevgisini açıkça dile getirdiğinde, yanlış bir alçakgönüllülüğe kapılmadan veya söylenen şeyin değerini küçültmeden, kalbimize girmesine izin veriyor veya verebiliyor muyuz? Birinin güzel sözlerini veya iltifatlarını kabul etmek kendi başına bir cömertlik gibi olabilir. Derin bir nefes alıp minnettar bir şekilde “Teşekkür ederim,” diyebiliriz. Ve ne zaman istersek veya kendimizi kötü hissedersek bu sözleri hatırlayabiliriz. Mesela, insanlara Mehmet veya Ayşe senin hakkında çok iyi konuştu (arkalarından) veya seni çok seviyor gibi şeyler söylediğinizde onlar da, doğal olarak ve içtenlikle Mehmet’i veya Ayşe’yi ne kadar sevdiklerini veya onayladıklarını söylüyorlar cevap olarak. Bu gözlem beni memnun eder, cesaretlendirir.)

Açılış paragrafındaki yaşlı adam babamdı. Bir kaç yıl önce, Londra’da, çoğu yoğun bakımda olmak üzere altı ay hastanede kaldı. Londra’ya gittiğim zaman birkaç hafta boyunca neredeyse her gün onu görmeye gittim. Babamla kolay bir ilişkim olduğu söylenemez ve iletişimimiz kolay veya direk değildi ama hayatının son 5 veya 6 yılında onunla sorunumu çözdüm.

Onu hemen hemen her gün (yoğun bakımda) ziyaret etmek bazı zamanlar dini bir aktivite gibiydi ve her zaman kolay değildi –yaşlanmak ve ölüm kolay değil– ve bende tamamıyla direnç ve kabul edemediğim hoş olmayan duygular ve düşünceler oluşturuyordu.  Ama en iyi şekilde bütün olay önemli olmayan şeylerden kurtulup hayatın daha derinine inmek. Sonuçta, bu ölümün evrenselliğinin, yani babamın, bütün erkekler ve kadınlar gibi –benim gibi– kalıcı olmadığının çok gerçek bir hatırlatıcısıydı. Ölümün yüzüne bakarken neyin önemli olup olmadığı çoğu zaman belirginleşiyor.

Onu ziyaret ettiğim dönemde bazen babam, hatta çoğu zaman –dediğim gibi– garip bir şekilde çok güzel görünürdü ve bu benim kalbime dokunurdu. Bu günlerde, babama karşı daha önce hissettiğimden çok daha fazla ilgi ve sevecenlik gösterdim ve ziyaretlerim boyunca ona sevgimi akıtabilmek için elimden geleni yaptım.

Eninde sonunda burada, İstanbul’daki hayatıma geri dönme kararı aldım. Ve İstanbul’dayken bir gün telefonda hayatımda ilk defa hala hastanede olan babama telefon konuşması biterken “Seni seviyorum,” dedim ve hatırladığım kadarıyla hayatımda ilk defa bana çok derin bir içtenlikle ve açık bir şekilde, “Seni çok seviyorum,” dedi.

İki veya üç hafta sonra vefat etti.